31 Mayıs 2020 Pazar

VERİ TOPLUMU – 2 : Hareket, Bilgi ve Veri


            Sunum kavramı ile kapattığım ilk bölümde; kaydın iki niteliğinden ve kayıt tarafından yaratılan yeni kendilikten (kayıt-kişi) bahsettim. Şimdi ise veriyi, kişisel veri kavramından ayıran başka bir kavrama yönelmek istiyorum. Kişisel verilerin korunması bağlamında hangi hukuki metine bakılırsa bakılsın öncelikle göze çarpan kişisel verinin, gerçek kişiye ilişkin bir bilgi olduğudur (mevzuatlar bunun yanında birtakım başka hususları da tanımlamaya dahil edebilmektedir). Veri ve kişi başlığı başka bir çalışmamın konusu olacaktır. Bu bölümde veriyi kişisel veri halinden çıkaran bilgi kavramı üzerine yoğunlaşacağım. Bilgi bir şeye ilişkin bir detaydır ve aslında her bir kayıt da bir bilgi kümesidir. Örneğin birinci bölümde teknolojiyi tanımlarken tekniğin bilgisi olarak ifade etmiştim. Teknoloji tekhne ve logia kavramlarından gelir. “…tekhne, yalnızca zanaatsal edim ile becerinin adı değil, aynı zamanda yüksek sanat ile güzel sanatların da adıdır. Tekhne ‘varlığa getirme’ye aittir, poesis’e aittir ve şairane bir şeydir… Platon’un dönemine kadar episteme ile birlikte yol alır…”[1] Varlığa-getirme borçlu olmadır.[2] Heidegger’den yalnızca bu tanımlaması sebebiyle yararlanmaktayım. Çünkü tekhne kavramının bu kökeni bize kayıt, bilgi ve veri arasında gidip gelen tanımı açıklar ve artık bu tanımı şu şekilde kullanabiliriz: Varlığa-getirme hareketinin ve hareket borcunun (borç kavramı için ikinci dipnota bakın) kaydedilmesi veridir. Kaydın merkezi niteliği yahut sunum niteliğine bakılmaksızın veriyi oluşturan kayıt eylemi bu hareketin kaydıdır. Bu kayıt yalnızca kayıt cihazlarıyla, anketlerle, formlarla gerçekleştirilen bir kayıt değildir. Hareket ve kayıt arasındaki ilişki tekhne bağlamında düşünüldüğünde, hareket zaten bir kayıttır. Bir başka ifadeyle her hareketin ilk hareketi kayıttır.

            Egemenlik, hareket ile ilişkisine göre tanımlanır. Bu basitçe harekete egemen olmak demek değildir, bu egemenliğin yalnızca açık bir düzeyidir. Egemen bir de hareketi yönetebilir. Bu yönetim hareketin bir öncesini bir de sonrasını kapsar. Öncesini kapsar çünkü, Heidegger’in deyimiyle varlığa-getirmeyi (veya borçlu-kılmayı) kaydeder. Sonrasını kapsar çünkü bu varlığa-getirme veya borçlu-kılmayı organize eder. Bu öncelik-sonralık bir sıralanma ilişkisi değil, etki etme ve etkilenme ilişkisidir. Bu sebeple sonra olan önceden önce gelebilir. Yahut önce olan sonradan sonra gelebilir. Ama benim için hareket zaten bir kayıttır yani hareketin ilk hareketi kayıttır. Egemenin egemen olduğu yahut egemen olduğunu iddia ettiği veya egemen olmak üzere yola çıktığı organizasyon işte bu kayıttır. Hareket hareketsiz kılınabilir, bu kayıt ile gerçekleşir. Ancak bu hareketi sona erdirmez, hareketsiz kılar. Kayıt bu bağlamda içinde tekrar eden elemanları bulundurmayan bir küme olarak ele alınabilir. Burada ifade etmeye çalıştığım şey bu kötü küme örneği ile düşünülebilir. Kayıt; hareketi hareketsiz kılabileceği gibi onu öngörülebilir/tanımlanabilir de kılabilir. Öyle ki etki ve etkilenme düzeylerinin sabitlenmesi “tekrar eden kayıt” olarak tanımlanabilecek yeni bir hareket-kayıt ilişkisini doğurur (bu konuda Structured Query Language “SQL” denilen sistem pek yararlı bir yönetim ilişkisi sunmaktadır, ancak SQL konusundaki yetersizliğim şimdilik bu hususta konuşmamı engelliyor). Bir de hareketin bilinebilir/katkı-verebilir kılınması söz konusudur. Hareket kimi zaman hareketsiz bırakılamaz, kimi zaman öngörülebilir kılınamaz ama bunlardan arta kalan bazı hallerde bilinebilir/katkı-verebilir kılınabilir. Bu hareketin tamamen ortadan kaldırılamayacağını yahut tamamen organize edilemeyeceğini gösterir. Egemenin, hareketi hareketsiz bırakamaması, öngörülebilir kılamaması halinde bir ihtimal de bilinebilir/katkı-verebilir kılmasıdır. Bu ihtimaller doğmasaydı, hareket en baştan ve doğrudan hareketsiz kılınabilseydi zaten kayıttan bahsetmeye gerek olmazdı ve hareket veya varlığa-getirme bir plandan ya da yalnızca “bir” (büyük Bir) kayıttan ibaret olurdu. Kayıttan bahsettiren bu “çeşitlilik” bir belirlenemez-öngörülemez ve katkı-veremez hareketten kaynaklanır. Bu hareket çeşitli çalışmalarda çeşitli biçimlerde ortaya konmuştur. Madem Heidegger’e atıf ile başladım, bu atıf yalnızca ondan ödünç alınan bir köken araştırmasından kaynaklansa da, onun bu hususta söylediğine kulak vermek istiyorum; “bütün mesele tekniği araç olarak uygun bir tarzda ele almamıza bağlıdır, yapılması gereken şey, deyim yerindeyse tekniğin ruhunu ele geçirmektir, ipleri ele geçirilmelidir, teknik, insanın egemenliğinden sıyrılmaya giriştikçe onu denetim altına almak da bir o kadar zorunlu olur.” İşte harekete ilişkin egemen yaklaşım. Denetim kavramı, tekniğe (varlığa-getirmeye ilişkin kayıt) dışsal ve ona egemen bir güç olarak devrededir. Benim kayıt dediğim biraz budur. Biraz da tekniğin zaten denetim olmasıdır. Burada Heidegger’in kavramlarıyla konuşmuyorum. Daha ziyade Heidegger’den ödünç aldığım kavramlarla Deleuze’ün denetim toplumları kavramı üstüne konuşuyorum.

            Bilinebilir/katkı-verebilir kılmak hangi anlama gelir? Bir hareket hareketsiz kalmadığında, öngörülebilir olmadığında bu üçüncü hali neden ileri sürüyorum? Bu husus bugüne kadar süregelen önemli bir ayrımı açığa çıkarıyor gibi görünmektedir. Çünkü kayıt nasıl ki yalnızca merkezi-belgelerden/anketlerden ya da sunumlardan oluşmayıp hareketin bilgisi haline dönüşüyorsa hareket de ilk bakışta egemene dışsalmış gibi görünen bir hale bürünüyor. Bugünün direniş olarak adlandırılan hareketlerine göz gezdirmek istiyorum. Bunlar egemenden yahut direnilen-şeyden ayrı bir güvenlikli alanda bulunup yer yer çatışma ortamlarına inen hareketler değildir. Bu hareketler şunlara direnirler: 1. Hareketsiz bırakılmaya, 2.Öngörülebilir olmaya. Kayıt kendisine bir üçüncü yolu ürettiğinde yahut bu direniş hareketlerine öykündüğünde her ne pahasına olursa olsun hareketi kendisinin kılmak için direnişi tersten okur, başa döner. Bu bir kayıt-çoğulluğunu tek noktaya toplamaz. Kayıt hareketsiz bırakmaya, öngörülebilir kılmaya devam eder. Ama hareketin bilgisi olan kayıt, hareketi en baştan okuyarak onu denetlenebilir kılar. Bu; bilgi, hareket ve kayıt arasındaki ilk kopuştur. Kayıt bilebilmek için bilgiyi, hareketi ve kendi kendini bunlardan ayırır. Bu işleyişe ilişkin önemli bir farktır. Kayıt, kendi varlık sebeplerini dahi yerlerinden eder. Oraya başka sebepler koyar. Teknik bu şekilde uçsuz bucaksız yepyeni bir aleme dalar. Bu alem ne yalnızca web’in ne de yalnızca sokağın alemidir. Web haline gelmiş bir sokaktaki karanlık bölgelerdir. Kayıt burayı aydınlatmaya yönelir. Hareketi hareketsizleştirmek yahut öngörülebilir kılmak değildi mesele. Bu son mesele aydınlanan -ki bu bile tam anlamıyla aydınlık demek değildir- bu karanlık bölgenin yarın denetime tekrardan bir sorun oluşturmamasıyla kalmaz aynı zamanda bu yarı-aydınlık alan bir üretim alanıdır. Buraya kadar denetim ve üretim kavramları ile yeni bir şey söylenmiş sayılmaz. Ancak bunu bir de ilk bölümde karşılaştığımız kayıt-kişi ile birlikte değerlendirmeliyiz. Colin Koopman’ın takviye kuvveti ile verilerimiz haline geldiğimizi (verileştiğimizi) iddia etmiştim. Şimdi ise kayıt denilen şeyin, hareketin bilgisi olduğunu iddia ediyorum. Bu ikisini birlikte değerlendirdiğimde denetim kavramından ilk kopuşu ileri sürüyorum. Yukarıda kaydın biraz denetime dışsal biraz da denetimin kendisi olduğunu ifade etmiştim. Şimdi ise kaydı tamamlayan üçüncü bir tanım ile karşı karşıyayız. Üçüncü tanımın ürettiği bu yeni alem, hareketin bilgisi (kayıt) ve kayıt-kişilerden oluşan yeni bir etki ve etkilenme ağını ortaya çıkarmıştır.

            Bu yeni alem yönünden harekete ilişkin egemen yaklaşım; hareketsizleştirme, öngörülebilir kılma ve bilinebilir/katkı-verebilir kılma değildir ve aynı zamanda hepsidir. Yalnız bir farkla, egemen bu yeni alanda yoğun bir kavga ortamındadır. Bu üç eski yaklaşımının yanı sıra karanlık alanın bir taramasına girişir. Çünkü teknik öyle bir güçtür ki kararttığının yanında aydınlattığı oldukça küçük bir etki alanından başka bir şey değildir. Kayıt, hareketin bilgisi, bu karanlık alan karşısında sürekli tarama halindedir. Tekniğin Orta Çağını yaşıyoruz. Egemenin ele geçiremediği o karanlık alan artık egemen tarafından ele geçirilebilir görünmemektedir, onu ele geçirebilecek hareketi yaratabilecek tek güç kendisi olmasına rağmen. Direniş ise kendini karartmayı devrimci bir hareket olarak öğrenmiştir ve zaten o karanlık alandaki harekettir. Bu direnişlerin görünür olmadığını yahut kendilerini gizlediğini söylemek anlamına gelmez. Aksine direniş karanlıklaştıkça görünür ve açıktır. Direnişin saldırıları şimdilik görülebilir üç önemli etkiyi ve bir yeni yaşamı yaratır:

Birincisi; direniş hareketin bilgisini saptırır, kaydı bozar. Anonymous henüz bu yazının hazırlanması sırasında George Floyd protestolarına (Mayıs 2020) katıldığını açıkladı ve polis kayıt araçlarına siber saldırılar başlattı. Açıklamaları, Zapatistalar’ın maske takmasına benzer biçimde, ses tanınamaz hale getirilerek yapıldı. Bu açıklama ilk yazıda bahsi geçen sunumun dahi ötesinde bir kayıt biçimidir. Bu açıklama kayıt ile bilgi arasında kurduğumuz ve hareketin bilgisi dediğimiz ilişkiyi dağıtan bir açıklamadır. Bu açıklama açık karartmadır. Artık ses (ya da yüz) hareketsiz kılınamaz, öngörülemez ve bilinemezdir/katkı-veremezdir.

İkincisi; saldırılar kayıt merkezlerine yoğunlaştıkça egemen hareketin kendisi hareketsiz kılınır. Anonymous açıklamasında doğrudan kayıt merkezlerinde ele geçen diğer suçların yayınlanacağını duyurmuştur. Kayıt bu şekilde iki yönlüdür. Her hareket öncelikle kayıttır demiştik. İşte bir kayıt, önceki kayıtları ele geçirdiğinde bu kayıtları ortalığa saçan başka bir kayıt halini de alabilir. Kayıt merkezleri bu gel-git için en uygun ortamlar halini alır.

Üçüncüsü; kayıtlar, üzerlerine yazılan yeni kayıtlarla daha da karartılabilir. Bu hareketsizleştirilemez-öngörülemez-bilinemez alanı örgütler ve çoğaltır. Bu, her bir kayıttan yararlanır ve egemenlik ilişkilerini hedef alarak onları karartır. Bu yeni bir yaşamdır.



[1] Teknik Sorusu, Teknik ve Dönüş – Özdeşlik ve Ayrım, M. Heidegger, Pharmakon 2015, sy.20-21.

(Varlığa getirme nedenselliğe bir müdahaledir ve orada-olan ile kendi kendini varlığa getirmeyen arasındaki gerilime dayanır. Bunun yanı sıra Tekhne kavramı da bu gerilimde kendi-kendini-varlığa-getirmeyen’e dayanır. Kayıt nasıl ki bir harekete ilişkin kayıt ise kaydedilen de harekete dair bir bilgi yahut hareketin bilgisidir. Varlığa-getirme, açığa-çıkarma hareketi nasıl ki Heidegger’in nedenselliğe ilişkin bir müdahalesiyse verinin harekete ilişkin bir bilgi olarak tanımlanması da verinin hukuki çerçevesine bir müdahaledir.)

[2] A.g.e. sy. 15. – “bizlerin neden, Romalıların ise causa dediği şey, Yunanlarda aition, bir başkasını borçlu kılan demektir.”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme